film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

the grey

liam neeson oynuyorsa izlerim. bu arada bu adamın adı liyım diye okunuyo. ben gençken bilmiyodum lağyım diyodum, aynı hataya düşmeyin. sonra bir gün hoşlandığın çocuğun favori aktörüdür, adını yanlış söylersen hoş olmaz.

film pek iyi değil. uçak düşüyo, buz gibi soğukta yaşam mücadelesi veriyor 9-10 eleman. kurtlar esas tehlike. atmosfer güzel, insan-hayvan karşılaştırmasına tabii ki bayıldım. liam var bi de. bunlar iyi yanları.

senaryo en zayıf noktasıydı filmin. böyle bir survival filminde, liam neeson gibi bir de adam varken daha zekice işler umardım. içki şişelerini kırıp, wolverine olmak yeterli değil. diğer karakterler de çok ezik kalmış, 4-5 kişilik bir grup olsa daha detaylı işlenebilirlermiş. yarısını hatırlamıyorum bile.

aksiyon, gerilim ve dram arasında kalmış, hiç birinde başarılı olamayıp ortalamanın üzerine çıkamamış bir film olarak özetliyorum grey'i. lakin uykum olmasına rağmen tamamını izlemiş olmam da sadece liam'la alakalı değildir herhalde.

buna benzer film bir de frozen vardı. teleferikte mahsur kalıyorlardı. o da fena film değildi.

gece görüşürüz.

posted under | 3 Comments

the descendants

çok oldu film yazmayalı di mi john?

20'lerinin başlarında saçları beyazlamaya başlamış bir erkek olsam da, george clooney'i sevmem. saçları beyazlaşmış orta yaşlı erkek idolüm nuri hocadır. bedenci olan. clooney fazla kibar ve popülist. küfür etmez mesela. nuri hoca öyle değil, türklüğün getirdiği doğal bir maçoluk var, büyük adımlar var. frikiklerde bi 9.15 sayardı adam, kalenin içinde kurardık barajı.



neyse konumuz filmdi. the descendants. bağımsız hollywood filmi paradoksundan. senaryoda community'den dean pelton'ın emeği var diye izledim. $shailene woodley ile alakası yok$. çok zorlayarak da olsa sharecasm fontu bloga hayırlı olsun.

filme dönüyorum. eşi kaza geçirip hastaneye yatınca 'baba' olan bir adamın hikayesi. son zamanların böyle sade, tatlı filmler ekolünden. ben hiç tutmadım. her şey tamamen senaryo ve oyunculuğa dayalı. senaryo kötü değil ama iyi de değil o kadar. öyle olunca oyunculuk olacak, clooney ile olmaz. kızlar daha başarılıydı.

bu ikisi de yoksa ağzını açık bıraktıracak sahneler olacak. o da olmayınca çok durağan bir film olmuş. shailene'in havuz sahnesi ve son sahne aklımda kalmış sadece. o yüzden, shailene'in hatrına, 6.5 veriyorum. 12 üzerinden. pek güzel film yok şu aralar malum ortamlarda o yüzden izlenebilir yine. torrent'e malum ortam demek de en büyük zevkim.
cem'in de unofficial doğum günü kutlu olsun.

posted under | 3 Comments

the avengers

ohshitohshitoshit



da film güzel olmaz heralde.

posted under | 0 Comments

perfect sense

romantik post-apokaliptik bir film. ben tuttum. duyuların sırayla kaybolma fikri falan başarılı baya. senaryoda saçma anlamsızlıklar var tabi. mesela cep telefonlarının mesaj atabilme özelliği filmde es geçilmiş. bir de karakterlere ısınamadım pek ama onun dışında harika film.

konusunu anlamadın mı hal?. bir şef var, bir de kariyer kadını, sonra bi hastalık çıkıyo, insanlar duyularını kaybetmeye başlıyorlar. çiftimizin yeni başlayan ilişkileri enteresan bir viraja giriyor böylece.

öyle saf epidemi filmi değil, daha psikolojik. hangi duyumuz daha değerli falan diye düşündürüyor yahu film! ne sandın! eva green var bi de. kızlara da ewan mcgregor. pipisi bile gözüküyo kenardan.


posted under | 4 Comments

beginners

güzel, sade, içten, durağan bi film.

posted under | 0 Comments

the secret in their eyes


el secreto de sus ojos orjinal ismi. ispanyol arjantin ortak yapımı. en iyi yabancı film oskarını almıştı. hakketmiş. suç, aşk falan her şey var gibi. senaryosu öyle muazzam değil açıkcası. hay allah şimdi ne olacak diye heyecanlanmadım yani. ama uzun bir süreyi başarılı sığdırmışlar iki saate. her oyuncu ayrı ayrı mükemmel oynamış. yönetmen geleneklere bağlı ama aşağıda paylaştığım sahneyi böyle bir filme koyacak kadar da yeniliklere açık.

özetle sürükleyici bir suç film değil. ortalarda sıkıldım hatta, tempo yavaşlayınca. ama çok iyi bi film.

bu sahneyi filmle izlemek ayrı zevkli olur. ben sinemadan anlamam, filmi izlemiycem ama futbol seviyorum diyorsan izleyebilirsin.

posted under | 2 Comments

warrior


öncelikle cem'e teşekkür ederim, sayesinde bu filmi daha erken öğrenmiş oldum. ayrıca artık düşes diil cem diyorum. abisine ayarlar veriyor devamlı, zevkle okuyorum.

film uzaktan kalitesiz bir atv filmine benziyor. dövüş turnuvası, sorunlu genç, aile değerleri, vatanseverlik falan hepsi var. bi tek van damme eksik. ama oyunculuk, işleniş falan mükemmel olmuş. konularının benzerliği yüzünden fighter'la karşılaştırılması doğal ama fighter benim için dövüş filmi değildi pek. dövüş filminde yumruk olur.

warrior boks'u da geçip, benim pek hakim olmadığım ufc, mma olaylarına girmiş. kurallı kavga. iyi de olmuş mantık hataları baya var ama sonuçta hollywood filmi izliyoruz. tom hardy de iyi vücut yapmış, harbi bane olmuş adam. oyunculuğu da karakterine uygun olmuş. nick nolte döktürmüş geçmişi karanlık baba rolünde. house'daki şeker doktor da var. her dövüş filminde homoerotizmi engellemek için en az bir güzel kız olmalı.

sonuçta senaryo kağıt üzerinde aşırı derece cheesy duruyor, ama işleniş o kadar başarılı ki son senelerin en başarılı dövüş filmi warrior oluyor. yönetmeni tebrik etmek lazım. buz hokeyi filmi miracle'ı da çekmiş o da fena diildi.

bir rocky ya da cindirella man diil ama yakından takip ediyor. bu ikisini sevdiysen bunu da seversin. yolbulans'daki diğer filmleri, şarkıları da tüketin bu arada.

posted under | 0 Comments

our idiot brother


izlenecek filmler listesindeydi uzun zamandır. torrente düşer düşmez izledim. paul rudd'a man crush'ımı bilmeyen varsa şimdi öğrenmiş oldu. zaten sırf onun için eklemiştim zaten listeme. sonr ilginç bir sürpriz zooey de oynuyomuş filmde. ordan burdan sevdiğim aktörler de var. are we having fun yet? diyen adam mesela.

sonuçta öyle kahkahalar atarak izlenecek bi film değil. ben güldüm tabi. mesaj kaygısı var ama filmin esas amacı bu olmamış. izlerkerken eğlendiriyor. imdb'nin 6.6'sı düşük. paul rudd'dan daha fazlası var filmde. ben beğendim.

kardeş salak diil aslında. hayata fazla olumlu bakıyo sadece. güldürürken düşündürelim tribine girmeseler daha iyi bir film olurmuş ama böyle de tavsiye ederim.

bu da bonus. party down. o kadar komik bi diziydi ki komik diildi. çok iyi yapıyo lan herif.

posted under | 0 Comments

everything

posted under | 0 Comments

the lincoln lawyer


matthew mcconaughey nedense pek sevilmiyo amerika'da. sanırım çok boktan filmlerde oynadığı için. lincoln lawyer bu boktan filmlerden biri değil.

işinin ehli adam filmi diye bir genre olmalı bence.bizim için olağandışı olan olayları soğukkanlılıkla halleden bi adam varsa başrolde, film işinin ehli adam filmi diye nitelendirilmeli. taken da mesela bu tarz bi film.

matthew işinin ehli avukat rolünü iyi kotarmış. pek iyi bir aktör değil aslında. sanırım tek kotarabildiği şey işinin ehli adamlar. al pacinoyla bi bahisli film vardı mesela, orda işi öğrenene kadar rezalet oynamıştı, sonra işinin ehli olunca kotarmıştı. kısıtlı bir oyunculuğu var.

neyse. lincoln lawyer güzel film. soluksuz izledim. hikaye yer yer orjinallik kaygısında olsa da genel olarak başarılı ilerlemiş. zenci şoför filmin adamı. digitürk infosu: arabasından çalışan bir avukatın aldığı dava beklediğinden daha karmaşık çıkacaktır.

mahkeme filmi izleyesim geldi.




posted under | 0 Comments

sucker punch

hevesli werchter rüyalarımı vize başvuruma nazar değdirmesin diye sildim. zira bugün idata'dan sms geldi, konsolosluktan mesajınız var şu siteden bakınız diye. lakin sitede bir mesaj yok. konsolosluğu aradım durdum bütün gün. açan yok. garip garip durumlar. gereksiz strese sokuyolar adamı.

derken aldım vizemi. idata çalışanları muhteşem insanlar. sanırım sadece hollanda masası öyle. allah razı olsun işleri denk gitsin. güvenlik ise tyler durden tarzı birgün iyi birgün kötü.

konsolosluğun güvenliklerine de ayrı bir paragraf açıyorum. git çay iç lafla vize falan alma. o derece sıcak ve taşak insanlar. aynısını konsolosluktaki kadın için söylemeyeceğim.

.sucker punch resimleri

neyse. bu sucker punch ne güzel filmmiş. millet niye beğenmemiş anlamadım. güzel hatunlar var, aksiyon, kılıçlar, tüfekler, steampunk nazi askerleri, ejdarhalar, şovalyeler, orclar, güzel müzikler aynı filmde. beğenmeyen zaten hiç bir hollywood filmini beğenmemiştir. illa bir mesaj zart zurt beklememek lazım her filmden. bana göre filmin en kötü yeriydi sondaki mesaj vermeye çalışılan bölüm. eğlenmeyi bilin biraz. ne zaman orclara makinalıyla girişen kızları izliyebilirsin ki bi daha. deli etmeyin adamı. gidin festivallere paşa paşa izleyin filmlerinizi.

ama en çok sevenler de 30larına gelmemiş, zamanının çoğunu bilgisayar oyunlarına ayıran tiplerdir. imdb'den 6 civrı bi puan almış. yazıktır. 10'u bastım çünkü en azından 7'leri hakediyor.

girişteki sweet dreams'i de başroldeki hatun emily browning söylüyormuş. blog'u okuyorsa evlenme teklifimi değerlendirsin. marry me emily! aha love is the drug sıkıştırmışlar en sona da. bryan ferry. digital artists'deki muzaffer korkut ve tuba yalçın da gözümden kaçmadı. ellerine sağlık.




posted under | 9 Comments

take me home tonight

80ler müzik olsun, moda olsun popüler kültür olarak sınıfta kalmıştır bence. ama buna rağmen en karakterli decade aynı zamanda(decade'in türkçesi yok? onyılı beğenmedim.) yani zaman makinesiyle yanlışlıkla 80lere gitsem, kimseye sormam anlarım 80lerde olduğumu. çirkin bir farklılığı var.

neyse konuyu filme bağlamak için girdim 80lere. take me home tonight seksenlerde geçiyo tabi ki. fena film değil. bu filmleri filmlerden özetleme işini kaptım baya. superbad meets dazed and confused diyorum.

öyle 2 saat durmadan güldüren bir film değil. ama komedi filmi. arada derin mevzulara inmeye de çalışıyor ama çok bayat (cheesy) olmuş oralar. soundtrack filmden iyi. 80lerde güzel şarkılar da yapmışlar insanlar. kim seçtiyse bravo.

10 üzerinden 6.9 veriyorum.

posted under | 0 Comments

i am number four

böyle bi kötü filmler blogu olsa, yazarı yeni filmlerden en kötülerini seçse, biz de onları izlemesek güzel olurdu. gerçi artık sadece isminden filmlerin kalitesini anlayabiliyorum. fragmanı da izlediysem filmi izlemiş kadar oluyorum.

yine de izledim i am number four'u. bok gibiydi. twilight kopyası olmuş. ayrıca eve "filmler indirdim izleriz" diye giren memo'yu, bu filmi seçtiği için tebrik etmek istiyorum.

filmde sadece iki güzel şey vardı. bir müzikler, iki başroldeki hatun. bi de türkiye'yi gördük kızın kitabında. onun dışında senaristler hangimiz daha klişe olabilir diye iddia'ya girmişler gibi. çok fazla ergenlik var filmde. cheesy espriler hem kötüydü hem de yanlış yerlerde kullanılmıştı.

ha bi de ingilizce konuşan uzaylı fena değildi. baya iyiydi hatta. kendi filmini çeksin o. olur. köpek de iyiydi baya. uzaylıdan sonra en iyi aktör oydu filmde. sırf duruşuyla sahne çalıyodu. bravo. sonda ölse sinema tarihine geçerdi.

evet film o kadar kötü ki spoiler falan kasmadım. bi şey kaybetmezsin. belki gülmek için izlenebilir ama o bile zorlama olur.



posted under | 2 Comments

limitless


iyi film. fikir yaratıcı. kitaptan uyarlanmış zaten belli oluyor. insanoğlu beyninin yüzde bilmemkaçını kullanır geyiği vardır ya, ana karakterimizin aldığı hap yüzde yüze çıkarıyor oranı. aslında bi dorian gray falan gibi ruhunu satma olayına benziyo ama yine de orijinal bi fikir.


işleniş güzel. kitchen confidential'dan beri tuttuğum bradley cooper başrolü (morra) iyi kotarmış. robert deniro baya gereksiz bir rolde, zaten oyunculuğunu overrated bulurum. al pacino'ya daha çok yakışırmış.


haplı ve hapsız olmak; farkı renklerle, sonsuz zoomlarla ortalama bir hollywood filminden çok üstün bi şekilde anlatılmış. yönetmen neil burger'ın dört filmi var ama takip edilmeli. kahramanın yeni süpergüçlerini denemesi falan eğlenceliydi baya.


buraya kadar 10/10 bi film. ama senaryodaki gerizekalılıklar benim puanımı 8'e indirdi. tüm beynini kullanan bir adamın benden akıllı olması lazım. yer yer salaklıklar yapıyor. kitaptan mı senaryodan mı kaynaklı bilemiyorum. bunlar olmasaymış bir şaheser olurdu benim gözümde ama şimdi sadece ortalamanın üzerinde diyebilirim. tavsiye ederim.

posted under | 1 Comments

going the distance


arkadaş ne güzel film çekmişsiniz, duygusal komedi yapıp komediyi unutmamışsınız, bravo, ama bu nasıl bir pazarlamadır, bu ne kötü bir afiştir. bir erkek bu afişe bakıp, konusunu okuyup bu filmi izlemek istemez -adı aycan değilse-. torrentini bir süredir görüp, saf bir aşk filmidir diye fifilemiyordum - fiil buldum lan. bu tire koyup cümleye cümle eklemek de afili baya-, bugün ne değişti? charlie day ismini gördüm önce -its always funny in philedelphia'daki weird eleman- sözlükte de övülmüş. indirdim, izledim, beğendim. ilk 20 dakikası zaten hem duygusal hem komedi açısından muhteşemdi. sonlara doğru biraz sıradan bir hale gelip, ucuz romantik anlar barındırsa da, genel olarak tavsiye edebileceğim bir film. the boxer rebellion adlı grup da bonusu oldu filmin, ribery gibi.

posted under | 0 Comments

identity ve middle men

tek postta iki film birden! ikisi de öyle baş yapıt değil. izlemezsen bi şey kaybetmezsin, ama izleyince de 2 saatim boşuna gitti de demezsin. diyebilirsin aslında da boşa geçen zaman anlayışın değişiktir. çıtayı aksalt biraz.


identity. klişe bir hollywood filmi olarak başlıyor. kurgu fena değil. sonra hikaye çok ilginç bi yere dönüyor. sonra sıçıyor. sanki senaryoyu 3 farklı kişi yazmış, birinci kopya çeken öğrenci, ikinci sınıfın da ikincisi, üçüncü derslere gelmemiş. öyle bi film. (yalnız şu paragraf bir film incelemesi olarak filmin kendisinden daha güzel oldu sanki)






middle men. social network'un facebook yerine pornolusu. rus mafyası, açgözlü avukatlar, aile babası adam, porno yıldızları falan. ortalama bi film. müzikler ve hatunlar iyi.



posted under | 0 Comments

hangover

more senor chang!

posted under | 0 Comments

find makarov



helal olsun adamlara. bunun filmini yapan da köşeyi döner.

posted under , | 0 Comments

okyanusda av

aycan'ın tavsiyesi üzerine bir film izledim. son tavsiyesi the boat that rocked olduğu için kredisi vardı fakat triangle adlı filmle bu kredinin büyük bir bölümünü harcadı.
büyük ihtimalle çok eleştirel bir yazı zaten bekliyor olacak ve yazdıklarımı ciddiye almayıp geçiştirecek. amma yine de yazıyorum, belki bi şeyler kapar.

bi kere bana içinde zamanda yolculuk, kısır döngü gibi ögelere yer veren film önermeden önce bi kere daha düşünmek lazım. nitekim bu konuya olan ilgim ortada. keza bu konu hakkında kendi yazdığım bir kısa hikaye de mevcuttur. o bile 40 dakikalık filme çekilse triangle'dan daha güzel bir şeye benzerdi.

peki triangle niye bu kadar boktan bir film olmuş?

aslında fikir güzel. müthiş bir potansiyeli var. ama senaryonun kendisi sıçılmış bildiğin.

şimdi arkadaş, bu zamanda yolculuk falan hakkında bir kaç teori vardır. şimdi burda anlatamam onları uzun uzun. kimi der ki geçmişe gidersen bi bok değiştiremezsin, her şey zaten pre-determined. öbürü de derki sonsuz olasılık vardır. okuyun bunları, grandfather paradox'la başlayın. geçmişe gidip dedeni öldürdün? sende yok olursun? geçmişe nasıl gidicen o halde?

neyse, filme dönelim. yönetmen'in en büyük hatası bu teorilerden birine sadık kalmamak olmuş. ana karakter jess, gelecekteki jess'lerle aynı şeyi yapıyor, sonra çıkıyor "pattern'i değiştirebilirim" diyor ve değiştiriyor. bu tutarsızlık, filmin içine etmiş. bi sikim anlamak mümkün değil. ortalıkta bi sürü jess var, bazılarının nerden geldiğini bilmiyoruz. amaçlarını anlıyamıyoruz.

yönetmen, aynı zamanda senaryo yazarıymış. belki filmi izlerden yanımda açıklaysadı neler olduğunu anlardım.

şimdi mesela bu konunun çok daha güzel şekilde işlenmiş örnekleri var. birincisi timecrimes, orjinal adıyla los cronocrimenes. bu da karışık bir film ama en azından yukarda bahsettiğim teorilerden ilkine sadık kalıyor. 3 tane döngü var, ve bunları çiz bana desen çizerim sana. triangle'da böyle bi şey mümkün değil. 100 defa izlesem ne bileyim martıda kafam karışır.

primer var mesela. 7000 dolar falan bütçesi var. çok sıkıcı ama tutarlı. faq about time travel bile daha tutarlıydı triangle'dan.

şimdi tabi aycan'a da hak vermek lazım. büyük ihtimalle yukarıda yazdığım filmleri izlememiş. o açıdan okyanusda av'ı beğenmesi anlaşılabilir. ama önce los cronocrimenes izlemiş birinin, bu filmi daha çok sevmesi çok zor.

posted under | 0 Comments

the next three days



filme verdim kendim,. bütün gün kanepelerde, başka da bi şey yapamazdım. ilk filmimiz başlıkta. law abiding citizen gibi adalet sistemini eleştiren bir film. orda gerard butler intikam alıyordu sistemden, burda russell crowe eşini hapishaneden kaçırıyor.

başka bi fark da russell crowe'ın karakterinin bu işlerden pek anlamayan bir öğretmen olması. öyle muhteşem planlar yapamıyo yani, youtube'u açıp "how to escape from prison?" diye arayacak bir seviyede. filme eleştirilerimden biri bu noktada. ana karakter, bu aksiyondan uzak adam tipini sürekli olarak taşıyamıyor. bi sıçıyor ama sonra dan dun vuruyor adamları. keşke daha çok zekasıyla görseydi işini. zaten öyle yaptığı bölümler bu filmi iyi yapıyor.

russell crowe'ı seven ender film tüketicilerindendir. bu filmde de aynı. bazen çok iyi oynuyor. arka koltuktan çekilmiş, araba kullandığı sahnede mesela çok başarılıydı. ama duygusallığın ağır bastığı sahnelerde yetersiz kalıyor gibiydi. zenci polis filmi götürüyor baya, bravo.

sonuçta son yılların akıllı, planlı aksiyon filmlerinden biri. taken, law abiding citizen gibi filmlerin yanına koyarım, ve tavsiye ederim. taken'ı sevenler için ufak da bi sürpriz var. elizabeth banks de senelerdir sarışın sanıyomuş kendini.

posted under | 0 Comments
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

aycan iddiaları

1. 2010-2011 sezonunda bucaspor'da forma giyen torric jebrin bundan 5 sene içinde chelsea ayarında ( şampiyonlar ligi'ne ilk iki torbadan seçilen) bir takımında forma giyer. iddia el fakhir gold'una.

not: bulls şampiyon olamadı, stoch hala fenerde. bunları aycan kazandı.

2. kgbb: -5

3. mutuyla iddia: ales'den 40 veya üzeri matematik sorusu çözersem bıyık bırakacam. 40'ın altında kalırsam o bırakacak. sonunda kazanan bıyık olacak.

consumables

  • tim powers - the anubis gates

Recent Comments